İslam Hukuku Açısından Yatırım Sertifikaları

Katılım Endeksi 22.10.2017, 02:12
31
İslam Hukuku Açısından Yatırım Sertifikaları

Doç.Dr. İshak Emin Aktepe – İslam Hukuku Uzmanı

Devletlerin ve şirketlerin ihtiyaç duydukları finansmanı sağlama yollarından biri de tahvil ve bono ihracıdır. Devletler piyasadaki para miktarını yönetmek için de tahvil ve bonodan yararlanırlar. Tahvil ve bono, borç senetleridir. Bu senetler vade sonuna kadar elde tutulduklarında belirli bir getiriyi garanti ederler. Vadesi 1 yıldan az olan senetler bono, vadesi 1 yıl ya da daha uzun olanlar ise tahvil olarak adlandırılır. Bu senetler herhangi bir ticari işleme dayanmamakta tamamen borç (karz) işlemine istinat etmektedir. Bu senetleri alanlar senedi ihraç eden tarafa borç verip vadede faiz getirisi sağlamaya çalışırlar. Dolayısıyla İslam hukukunda faiz yasak kabul edildiğinden tahvil ve bono almak da ihraç etmek de uygun görülmez. Bununla birlikte devletlerin ve şirketlerin finansman sağlamasını temin edecek ve aynı zamanda devletlerin piyasadaki para miktarını yönetmesine olanak verecek İslam hukukuna uygun finansal araçlara gereksinim duyulduğu da muhakkaktır. Bu amaca yönelik olarak İslami finans kuruluşları nezdinde faizsiz yöntemlerle uygulanan ve bugün itibarıyla muazzam bir büyüklüğe ulaşan önemli bir finansal araç da yatırım sertifikalarıdır. Yatırım sertifikaları Türkiye’de kira sertifikası diye bilinirken uluslararası piyasada sukuk diye tanınır.

Sukuk aslında Batı dünyasında önemli bir finansal enstrüman sayılan seküritizasyonun (menkul kıymetleştirme) faizsiz alternatifidir. Şöyle ki Batı dünyasındaki seküritizasyon uzun vadeli alacakların likide çevrilmesini ifade etmektedir. Belirtildiğine göre 1970 yılında ABD’de konut ipoteklerinin menkul kıymetleştirilmesiyle başlayan uygulama, 1985’de bilgisayar leasing alacaklarının menkul kıymetleştirilmesiyle ipoteğe dayalı olmayan varlıklara müstenit olarak da yapılmıştır. Görüldüğü üzere burada borç (alacak) satımına dayalı menkul kıymetleştirme söz konusudur. Parasal alacakların yine para karşılığında satımı amacıyla menkul kıymete dönüştürülerek piyasaya arzedilmesi ise İslam hukuku açısından uygun görülmez.

İslam hukukuna uygun olduğu değerlendirilen yatırım sertifikaları (sukuk) ise tahvil ve bono gibi doğrudan faizli borçlanmaya dayanmadığı gibi parasal alacakların para karşılığı satımına da dayanmaz. Bu tür sertifikalar şöyle tanımlanır: “Yatırım sertifikaları, mevcut mal (ayn), menfaat veya hizmet ya da belirli / mevcut bir proje veya özel bir yatırım faaliyeti hâlinde bulunan varlıklar üzerinde şayi ortak mülkiyeti ifade eder şekilde ve birbirine eşit değerde ihraç edilen sertifikalardır. Ancak bu sertifikalar (sukuk), sertifika bedelleri tahsil edildikten, ihraç gerçekleşip halka / yatırımcılara arz tamamlandıktan ve bunlar ihraç edildikleri amaç için kullanılmaya başlandıktan sonra varlıklar üzerinde eşit değerde ortak mülkiyet ifade ederler.” Buna göre yatırım sertifikaları, ortaklık, alım-satım ve kira gibi mutlaka ticari bir işleme dayanmakta ve yine sertifikaların arkasında mutlaka gayrimenkul veya menkul bir mal, bir menfaat, bir hizmet, alım-satımı yapılabilir bir hak ya da bir proje bulunmaktadır.

Sukuk piyasasında pek çok sukuk çeşidinden bahsedilir. Emek sermaye ortaklığına dayanan mudârebe sukuku, sermaye ortaklığına dayanan müşâreke sukuku, mislî malın vadeli teslimine dayanan selem sukuku, eser sözleşmesine dayalı istisna sukuku, yatırım vekâletine dayalı sukuk, finansal alım-satım işlemine dayalı murâbaha sukuku, alım-satım ve kira işlemlerine dayalı icâre sukuku ve farklı cins varlıkların birleştirilmesine dayalı karma sukuk bunlar arasındadır. Sabit kira getirisi sağladığı ve ikinci elde alım satıma uygun olduğu için sukuk piyasasında en yaygın kullanılan sukuk türü ise Türkiye’de bu tür yatırım sertifikalarına kira sertifikası adı verilmesine de sebep olan icâre sukukudur.

İcâre sukukunda daha çok kiraya uygun bir ya da birden fazla malın mülkiyetine sahip olan taraf söz konusu malları menkul kıymetleştirmekte yani hisselere bölmekte ve yatırımcılara satmaktadır. Söz konusu mal artık yatırımcıların ortak mülkiyetine geçmektedir. Bu durumda yatırımcılar menkul kıymetleştirilen malların kiracılarından elde edilecek kira gelirlerinde de ortak olmaktadırlar. İcâre sukukuna konu malların kiracısı, yatırım sertifikalarını ihraç ettiren taraf dışında üçüncü taraflar da olabilmekle birlikte uygulamada çoğunlukla kiracı ile sertifikaları ihraç ettiren taraf aynı olmaktadır.

İcâre sukukunun farklı uygulamaları olabilmektedir. Örneğin, bu tür sukuklarla yatırımcılara malın mülkiyeti değil kullanım hakkı (menfaati) de devredilebilmektedir. Yani yatırımcılar kiracı konumunda da olabilmektedirler. Bu devir işleminde bazen malın sahibi menkul kıymetleştirme yoluyla malın menfaatini yatırımcılara aktarırken bazen de malın kiracısı menkul kıymetleştirme ile sahip olduğu menfaati yatırımcılara bırakmaktadır. Bu durumda yatırımcılar sahip oldukları menfaati alt kiralama usulüyle başkalarına vererek kira geliri sağlayabilmektedirler. İslam hukukunda kiralanan bir varlığın üçüncü taraflara kiralanması mümkün olduğundan bu tür işlemler faizsiz finansal işlemler kategorisinde değerlendirilmektedir.

Hülasa icâre sukuku, para borcunun ya da parasal alacağın menkul kıymetleştirilmesi anlamına gelmemektedir. Bu sertifikalar kira konusu olabilir mevcut ve muayyen bir malın mülkiyetinin ya da kullanım hakkının (menfaat) belli bir oranının karşılığıdır. Ancak bu mal kira konusu olduğundan belli oranda bir kira getirisi bulunmaktadır. İcâre sukuku alanlar işte bu faizsiz getiriden istifade etmeyi düşünmektedirler.

İcâre sukuku mevcut gayrimenkul ya da menkul varlıklar üzerine yapılandırılabildiği gibi nitelikleri taraflarca tespit edilip taahhüt edilebilen gayrımenkuller ya da menkul mallar üzerine de inşa edilebilir. Dolayısıyla henüz üretimi yapılmamış proje hâlindeki yatırımların bile icâre sukukuna konu yapılması uygun görülmektedir.

Bundan başka hizmet alım-satımı (kirası) üzerinden icâre sukukları da oluşturulabilmektedir. Hülasa kira akdi sukuk ihraççılarına da sukuk yatırımcılarına da büyük kolaylıkla sağlayan faizsiz bir sözleşme türüdür.

Yatırım Sertifikalarının Dini hükmü Nedir?

İslam hukukunda borç (karz) işleminden menfaat sağlamak faiz sayılıp uygun görülmemekle birlikte genel anlamda insanların ticari muamelelerine aşırı kısıtlamalar getirilmemiş ve müdahele edilmemiştir. Temel dini delillerde (Kur’an-ı Kerim ve Sünnet) ticari işlemlerle ilgili daraltıcı hükümler çoğunlukla tarafların anlaşmazlığını önleme ve bir tarafın diğerine açıkça haksızlık etmesine engel olma amacına matuftur ve oldukça nadirdir. Dolayısıyla taraflar açık bir yasağı ihlal etmedikleri sürece özgür olarak akit yapabilir ve birbirlerine şart ileri sürebilirler. İnsanların çoğunlukla bilgisiz ve iletişim imkânlarından yoksun olduğu, ticari işlemlerin nispeten sığ ve piyasanın oldukça dar bulunduğu eski asırlarda bile İslam hukukçuları piyasaya ve tarafların özgür iradesine baskı yapmadıkları hâlde hakları kanunlarla koruma altına alınmış olan ve her biri büyük hukuk departmanlarına sahip bulunan devasa kuruluşların dinen yasaklanmamış akitleri yapmalarına ve birbirlerine şartlar ileri sürmelerine engel olmak isabetli olmasa gerektir. Yatırım sertifikaları (sukuk) İslam hukukunca onaylanan ticarî işlemlere dayalı olarak ihraç edilir. İhraç edilen sukukların Islam hukukuna uygunluğu konusunda mutlaka bilirkişilerden görüş de alınır ve bu görüş ihraç belgelerine eklenir. Bu bakımdan alım-satım, emek sermaye ortaklığı (mudârebe), sermaye ortaklığı (müşâreke), ziraat ortaklığı (müzâraa), bağ bahçe ortaklığı (müsâkât), ağaç dikim ortaklığı (müğârese), kira, finansal kiralama, vekâlet, selem ve istisna‘ gibi akitlerden istifade ile menkul kıymetleştirmeler yapıp ticari muamelerde bulunmak İslam hukukunda meşru görülür.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner7
Günün Anketi Tümü
Katılım Finans 25. Sayısını Değerlendirin!
Katılım Finans 25. Sayısını Değerlendirin!
banner9

Gelişmelerden Haberdar Olun

@