Müslüman Türklerde Faizsiz Alışveriş

Faizli borç yasağı ve karz-ı hasenin zarara dönüşme tehlikesi, İslam toplumlarını yeni araç arayışlarına sevk etmiştir.

Dergi 15.05.2020, 01:13
23
Müslüman Türklerde Faizsiz Alışveriş

Faizli borç yasağı ve karz-ı hasenin zarara dönüşme tehlikesi, İslam toplumlarını yeni araç arayışlarına sevk etmiştir.

İktisadi faaliyetlerin özünde ticaret, ticaretin merkezinde ise alışveriş vardır. Finansman ihtiyacı da alışverişin çok önemli bir parçasıdır. Ticaret geliştikçe, finansal ürünlere olan ihtiyaç her zaman artmıştır. Ticaretin finansmanında ortaklık ve borçlanma, iki önemli kaynak olarak daima kullanılmıştır. Ortaklık, sermayedarlar (şirket) veya sermayedar ve emektarlar (mudarebe) arasında karşılıklı sözleşmeler sonucu oluşan birlikteliktir. Ortaklıkta işletmenin kârı ortaklar arasında paylaştırılır. Borçlanmalarda iki yoldan biri tercih edilir. Birincisi, herhangi bir fazlalık takdir etmeden yatırımcıya borç vermek ki İslam iktisadında buna “karz-ı hasen” denilir. Diğeri ise önceden belirlenen fazlalık ile yatırımcıyı borçlandırmaktır. Belirlenen bu fazlalığa Hinduizm’de “kusida”, Yahudilikte “neshek”, Batı’da “usury/interest” ve İslam’da “riba” adı verilmiş ve yasaklanmıştır. Ancak bu yasağa günümüze kadar uyan tek din İslam olmuştur. Hinduistler, kast sistemi içinde oranlar koyarak faizi kendilerince kontrol altına almaya çalışmış, Yahudiler faiz yasağını sadece Yahudiler arasında uygulamış, Hristiyanlar ise John Calvin ile birlikte 16. yüzyıldan itibaren faiz yasağını tamamen kaldırmıştır.

Alışveriş çeşitleri, endişeleri bertaraf etmeyi amaçlar

Faiz yasağı, borç ilişkilerini farklı bir biçimde ele almaya zorlar. Bu yasak da doğal olarak borç vermek isteyenlerin işine gelmez. Diğer taraftan borç verenlerin verdikleri borcu geri alamama riski de her zaman bulunmaktadır. Bir tarafta faizli borç yasağı, diğer tarafta karz-ı hasenin (güzel borcun) borç veren açısından zarara dönüşme tehlikesi, İslam toplumlarını sosyo-ekonomik açıdan kazançlı kılacak yeni araç arayışlarına sevk etmiştir. İşte bey‘ bi’l-vefa (geri alma şartıyla satış), bey‘ li’l-istiğlal (gelir alma şartıyla satış) ve bey‘ul-‘ıyne (mala dayalı vadeli-fazlalıklı satış) akitleri de bu endişeleri bertaraf etmek için icat edilmiş alışveriş çeşitleridir. Günümüz katılım bankalarının en fazla kullandığı ürünlerden “sukuk” ve “teverruk”un temelinde bahsi geçen akitlerin yer alması, önemlerini daha da artırmaktadır. Şimdi bu akitleri görelim ve değerlendirelim.

Bey‘ bi’l-vefa

Bey‘ bi’l-vefa, bedeli iade edildiğinde geri alınmak üzere bir malın satılmasını (Mecelle, madde 118) konu edinen satış sözleşmesinin adıdır. Bu isim; ilk defa 11. yüzyılda Horasan ve Semerkant bölgesinde ortaya çıkmış, bu bölgelerde yaşayan Hanefi âlimleri tarafından borç verenin olası mağduriyetini önlemek amacıyla icat edilmiştir. Ömer en-Nesefi’nin (ö. 537/1142) “Zamanımızda faize çare olarak uygulanan bey‘ bi’l-vefa aslında bir rehindir.” Açıklaması, sözkonusu sözleşmenin Nesefi’den önce ortaya çıktığına bir delil olarak gösterilir.

Bey‘ bi’l-vefa sözleşmesi hakkında fıkıh mezheplerinde farklı hükümler verilmiştir. Maliki ve Hanbeli mezhebinde böyle bir sözleşme faize kapı araladığı iddiası ile batıl görülürken, Şafii mezhebinin yeni görüşünde ise cevaz verilmiştir.

Hanefi âlimleri, bu sözleşmeyi eskiden beri bilinen akit çeşitlerine benzetme gayreti içine girmiştir. Kimi âlimler bu akdi sahih alışverişe, kimisi fasit alışverişe, kimisi batıl alışverişe, kimisi ise rehine benzetmiştir. Borç verenin aldığı malı kullanma hakkını, tahakkuk giderlerini üstlenmesini, gelirinden faydalanmasını, zarar görmesi durumunda malın iade edilememesini değerlendirenler, bu akdi sahih alışverişe benzetmiştir. Akdin her an feshedilebileceğini ve akdin şartlı olmasını görenler ise bu akdi fasit alışveriş olarak yorumlamıştır. Akitte asıl maksadın bir şey almak ya da satmak olmadığını düşünenler de batıl alışveriş sınıfına sokmuştur. Borç karşılığı alınan malın borç alanın izni olmadan satılamayacağını, borç ödenince geri alınabileceği hükümleri zaviyesinden bakanlar ise bunu rehin akdi kabul etmiştir. Mecelle, tüm benzetmeleri ifade ettikten sonra bunun yeni bir akit olduğunu söyler. Hatta bir zürafa metaforu ile meramını daha anlaşılır kılmaya çalışır. Şöyle ki; zürafanın başı devenin başına, boynuzu inek boynuzuna, derisi kaplan derisine benziyorsa bey’ bi’l-vefa da yukarıda izah edildiği gibi hem sahih alışverişe hem fasit alışverişe hem de rehin akdine benzemektedir. Ama nasıl ki zürafa yukarıda sayılan üç hayvandan başka bir hayvan ise bey’ bi’l-vefa da başka ve yeni bir akittir.

Bey‘ li’l-istiğlal

Bey’ li’l-istiğlal yöntemi, mal sahibinin kendisine kiraya vermek şartıyla malını/eşyasını başkasına vefaen (geri alma vaatli) sattığı (Mecelle, madde 119) sözleşmedir. Bu sözleşme bey’ bi’l-vefa’nın bir adım sonrasıdır. Bey’ bi’l-vefa’da borç veren borçludan aldığı malı kullanma hakkını elinde bulundurmaktaydı. Bahsi geçen sözleşmede ise bu hak borçlunun elinde bırakılmakta ve bunun karşılığında borçlu alacaklıya aralarında belirledikleri meblağı ödemektedir. Sözkonusu sözleşmenin günümüzdeki ismi ise sukuktur.

Bey‘ul-‘ıyne

Bey‘ul-‘ıyne, bir malın veresiye satıldıktan sonra peşin olarak daha ucuza satın alınmasına denmektedir. ‘Iyne satışının birçok farklı şekli olmakla birlikte en meşhurları şu ikisidir; birincisi, borç alan borç verenin malını yüksek fiyata vadeli satın alıp tekrar piyasa fiyatına borç verene satması şeklinde gerçekleşir. Diğeri ise borç alan borç verenin piyasadaki değeri düşük malını veresiye yüksek fiyata satın alır ve başkasına satar, böylece borçlanmış olur. Bey‘ul-‘ıyne’nin Osmanlı Devleti dönemindeki adı muamele-i şeriyye, günümüzdeki adı ise teverruktur.

Değerlendirme

Bey’ bi’l-vefa, kredi temin etmek ve bunu yaparken faizden kaçınmak isteyen yatırımcıya kolaylık sağlamak ve borç verenin borcunu teminata bağlamak amacıyla hareket eden sermayedarın satış şeklidir. Satıcı; daha sonra parayı geri vermeyi, alıcı da parasını teslim alınca malı iade etmeyi taahhüt ettiği için akit “vefa yollu satış” adını almıştır. Bu akitte alıcı mala malik olamaz, dolayısıyla malı geri verip parayı talep edebilir. Satıcı da her an satış bedelini iade edip malı geri isteyebilir. Tarafların sözleşmede belirlenen süreye uymaları da gerekmez. Bey’ bi’l-vefa yoluyla satılan mal her bakımdan rehin hükmündedir. O yüzden teminat sayılan bu malı hem satıcı hem de alıcı diğerinin izni olmadıkça başkasına satamaz. Bu hak, tarafların mirasçılarına da intikal eder. Taraflardan biri diğerinin izniyle satış yapabilir. İslam Konferansı Teşkilatı’na bağlı İslam Akademisi’nin, bu sözleşme çeşidi ile ilgili gerçekleştirdiği özel oturumda, “Bey’ bi’l-vefa fıkhen caiz değildir. Çünkü bu alışverişin hakikati faize kılıf bulmaktır.” Kararına varılmıştır. Geçmişte cevaz veren Hanefi fakihleri bu akdi; borcun iadesinde malın iadesi şart koşulan alışveriş olarak değerlendirirken, komisyonda bulunanlar da meseleye menfaatin şart koşulduğu bir rehin akdi olarak bakmıştır.

Bey‘ li’l-istiğlâl, finansman sağlama yollarından biridir

Bey‘ li’l-istiğlâl, Hanefi fakihlerinin bulduğu finansman sağlama yollarından birisidir. Buna göre birisi diğerine teslimden sonra bizzat kiralayıp istifade etmek üzere ve bedelini ödeyince de geri almak şartıyla bir malı satsa, diğer şahıs da kabul etse akit geçerli olur. Sözkonusu akit, rehin veya fasit akde benzetildiği takdirde kiralama işleminin yapılması doğru olmaz. Çünkü bir kişi kendi malını kendine kiralayamaz. Ancak bu akit, insanların ihtiyaç duyduğu yeni bir akit türü ve finansman sağlama yollarından biri olarak kabul edilebilir.

Bey‘ul-‘ıyne ise ödünç para isteyenin sıkışık durumundan yararlanarak malı, veresiye yüksek fiyatla satmak suretiyle kredi vermek ve faiziyle birlikte geri almak düşüncesi vardır. İçinde hile bulunan örtülü faizdir. Burada kanuna karşı hile sözkonusudur. Ancak nakit bir paraya ihtiyacı olan kimse; müşterisi hazır bulunan bir malı vadeli olarak alır, hazır müşteriye tenzilatla peşin olarak satarsa burada alınan mal, ilk satıcısına dönmediği için meşru bir kredi sağlanmış olur. Dolayısıyla vadeli mal alıp peşin parayla aynı kişiye veya üçüncü bir kişiye satma ticareti finanse etme yollarından biridir. Böyle bir malın, satın alınan kimseden başkasına peşin veya veresiye fiyatla satılmasında bir sakınca bulunmaz. Ancak vadeli satan kişiye önceden anlaşmalı olarak kendi sattığı malı tekrar daha ucuza peşin fiyatla satmakta faiz şüphesi vardır. Faizin şüphesi daima hakikatine hamledilir.

Üç akit çeşidi de alternatif özelliklerini korumaktadır

Geçmişte getirisinin fazla olması sebebiyle bahsi geçen akitler içerisinden en fazla tercih edileni bey‘ul-‘ıyne, sonra bey‘ li’l-istiğlâl, daha sonra ise bey’ bi’l-vefa olmuştur. Bu akit çeşitleri, Osmanlı Devleti döneminde para vakıfları bünyesinde uygulanmıştır. Şeriyye sicilleri, ahkam defterleri ve ulema fetvalarında faizle işlemin her türlüsü yasak edilmesine rağmen dönemin yöneticilerinin bu uygulamalara izin vermesi, halkı yine aynı dönemde sarraflık ve murabahacılık adı altında tefecilik yapanların insafına terk etmek istemeyişleridir. Günümüzde benzer bir mantıkla sukuk ve teverruk adı altında alternatif ürün olarak uygulanmakta olan bu tür finans kaynakları, daha iyileri bulununcaya kadar alternatif olma özelliklerini koruyacak gibi görünmektedir.

Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Enver Osman Kaan

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner7
Günün Anketi Tümü
Katılım Finans 26. Sayısını Değerlendirin!
Katılım Finans 26. Sayısını Değerlendirin!
banner9

Gelişmelerden Haberdar Olun

@